Afyonkarahisar İli, Çay İlçesi, Karacaören Kasabasında
Bir Köy Ebesi ve Uygulamaları *

A Village Midwife and Applications
In Afyonkarahisar City, Çay County, Karacaören Town

Alparslan Santur
Etnolog. “Meltem Cingöz Halk Kültürü Araştırmaları”,
alparslansantur@hotmail.com

Ethnologist. “Folk Culture Researches of Meltem Cingöz”

“Meltem Cingöz Santur’un Anısına”
“In The Honor of Meltem Cingöz Santur”

Özet
Adı Şadiye Tuncer. Araştırma tarihinde altmış yaşlarında. Okuma, yazması yok. On dört yaşında evlenmiş. Yedi yıl çocuğu olmamış. Herhangi bir şey yapmamasına rağmen, daha sonra yedi çocuğu olmuş. Ebeliği, annesinin yanında doğumlara giderek ondan öğrenmiş. İlk çocuğunun doğumundan sonra da kendisi doğum yaptırmaya başlamış. En son iki sene önce doğuma gitmiş, artık gitmiyor.

Anlattığına göre doğumlara, teklif üzerine, yöredeki sağlık ocağı ebeleri ile birlikte gittiği de oluyormuş. Yine onun ifadesine göre genç ve tecrübesiz olan bu ebeler, onun tecrübesinden yararlanmak istiyorlarmış. Ancak doğumlarda ebelerin yerine kendisini ön plana çıkardığı gerekçesiyle bir ebe onu mahkemeye vermiş. İfadesi alınmış. Doğum yaptırdığı kişiler kendi rızaları ile onu doğumlara çağırdıklarını söyleyince bir sonuç çıkmamış.

Çalışmanın bundan sonraki bölümü, kaynak kişinin doğumla ilgili bazı geleneksel uygulamalarını kapsıyor.

Sonuç olarak bir köy ebesi ve bulunduğu yöreyle ilgili durum, Anadolu’da gençlerin erken yaşta evlendirilmeleri, doğum kontrolü, halkın modern sağlık hizmetlerine yaklaşımı gibi konuların devamlı olarak gündemde tutulması gerekliliğini bize hatırlatmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Afyonkarahisar, Doğum Gelenekleri, Köy Ebesi.

Abstract
His name is Şadiye Tuncer. He’s about sixty years old in the history of research. No reading, no writing. He married fourteen years old. He didn’t have a child for seven years. He didn’t do anything, but then he had seven kids. Her midwife went to birth with her mother and learned from her. After the birth of his first child, he started having a baby. The last two years before the birth has gone, it is not going anymore.

He told me that he went to births with midwives in the area on offer. Again, according to his statement, young and inexperienced midwives want to take advantage of his experience. However, instead of midwives on the grounds that a midwife brought him to the forefront of the court gave him. His statement was taken. The people she gave birth to told her that they were calling her to give birth with their consent.

The next part of the study covers some traditional practices of birth of the source person.

As a result, the situation of a village midwife and its region reminds us that issues such as the early marriage of young people in Anatolia, birth control, and the approach of the people to modern health care should be kept on the agenda.

Key Words: Afyonkarahisar, Birth Traditions, Village Midwife
__________________________
* Söz konusu çalışma, Kültür Bakanlığı, eski adıyla Milli Folklor Araştırma Dairesinin planlı halk kültürü alan araştırmaları çerçevesinde 02 Temmuz 2000 tarihinde, Folklor Araştırmacısı, Halkbilimci Meltem Cingöz Santur tarafından gerçekleştirilen ve ilgili birimin ihtisas arşivinde B.2000.0174 (Ses Bantı) no ile kayıtlı bir derlemeden yararlanılarak hazırlanmıştır.
The study was carried out by Folklore Researcher Meltem Cingöz Santur on July 02, 2000 within the fieldwork of planned National Folklore Research Department of the Ministry of Culture formerly and in the specialized archive of the relevant unit it was prepared using a registered compilation with no.2000.0174 (Audio tape).

Giriş
Özellikle geleneksel yörelerde modern sağlık hizmetlerinin ve beraberinde ilgili ebelerin henüz yaygınlaşmadığı dönemlerde genellikle (Köy Ebesi) adı verilen kadınlar doğumları gerçekleştiriyordu. Konumuz Anadolu’nun sayısız köy ebelerinden birisinin ağzından aktarılan kendi yöresindeki bazı doğum gelenekleri ve bu gelenekler içinde yer alan uygulamalarıyla ilgili.

Doğum Gelenekleri

Evlenme Yaşı
Eskiden kız/erkek evlenme yaşı 15-17 iken günümüzde ufak bir kaymayla 17-20 olmuştur.

Çocuk Talebi
Geleneksel düşüncede“Çocuk sahibi olmak ile erkeklik duygusu arasında bir uyum vardır. Evlilik erkekliğin bir fonksiyonu, çocuk da bu evlilik münasebetinde erkekliğin gerçek delilidir. Başka bir ifade ile evlilik çocuğu gerektirir. (Türkdoğan) Çocuk sahibi olma isteği daha gelinin yeni evine geldiği andan itibaren bazı uygulamalara neden olmaktadır. Büyüsel nitelikli olan bu uygulamalarla evliliğin gerçek nedeninin çocuk olduğu da anlaşılmaktadır.” (Cingöz)

Köyde konuyla ilgili uygulamalar:
– Gelin giydirilip, bir sandalyeye oturtulduktan sonra kucağına üç, altı aylık veya bir yaşında bir akraba çocuğu verilir.
– Yeni gelin eve geldiği zaman kucağına bir çocuk verilir.
– Gelin yatağının üzerinde bir çocuk yuvarlanır. Bunun üzerine gelin oradakilere para verir.

Çocuk Sayısı
Eskiden çok çocuk söz konusu iken (Örn. Kaynak kişinin yedi çocuğu olup, iki çocuğunu da düşürmüştür.) günümüzde bu sayının üç, dört olduğu belirtilmiştir.

Çocuk Olmadığında Gerçekleştirilen Uygulamalar
Evlilikten sonraki iki sene içinde çocuk beklenmektedir. Eskiden bu süre içinde çocuk olmadığında;
– Kadınlar köy ebelerine giderek kasıklarını çektiriyorlardı. (1)
-Yedi çeşit baharat, yenir. (2)
-“Ana Hali-Aybaşı” ndan sonra rakı ile ıslatılan yarım taze incir rahime konur ve bu işlem iki kez tekrarlanır.

Günümüzde çocuğu olmayan kadınlar modern tedaviye yönelmekle birlikte, kasık çektirme ve kadının kasığını kızdırdığı gerekçesiyle baharat/bal karışımı yeme işlemi devam ede gelmektedir.

Ebe, bir kadının çocuğunun olup olmayacağını öncelikle kasıklarını kontrol ederek anladığını belirtmiştir:
-Kasıkların sıcak olması durumunda kadının yumurtalarının çalıştığı, yani çocuğu olabileceğine yönelik yorum yaparken, kasıkların soğuk olması durumunda ise elinden bir şey gelmeyeceği gerekçesiyle kadını doktora yönlendirmektedir.
-Sırt üstü yatırılan kadının kasığında el yordamıyla bir sertlik aranır. Bu sertlik bulunduğunda yukarı doğru çekilerek ses çıkarması beklenir. Eğer bir ses çıkarsa kadının çocuğunun olacağı, ses çıkmazsa olmayacağı yorumunu yapar.
Diğer bir uygulama olarak çocuğu olmayan kadının hamama gitmesi tavsiye edilmekte ayrıca,
köyde bu durumdaki kadınlar kaplıcalara (Heybeli-Kızılkirse/Bolvadin) gitmekte veya eren/evliya mezarlarını (Ali Osman Dede) ziyaret ederek orada üç kere dolanıp, bez bağlamakta; çocuk olduğunda da kurban keserek, ziyaretçilere dağıtmaktadırlar.

Hamileliğin Anlaşılması
-Kadının kasığının dolu olup, olmaması ile anlaşılmaktadır.

Hamilelik Dönemi
Hamileliğin üçüncü ayında kadının aşermeye başladığı, dördüncü ayda ise başının dönmeye, midesinin bulanmaya başladığı ve uykusun geldiği belirtilmektedir. Aşeren kadının istediğini yememesi durumunda çocuğun bir yerinin eksik olarak doğacağına inanılmaktadır. Kaynak kişi bu durumdaki bir kadının çocuğunun kulaklarının bükük olarak doğduğunu nakletmiştir.

Diğer yandan hamile kadının çocuğunun etkilenebileceği inancıyla eskiden ayı oynatanlar geldiğinde kadının ayıya veya çirkin kişilere bakması önleniyordu. (3)

Kız çocuğun beş, altı; erkek çocuğun ise bir buçuk, iki ayda canlandığına inanılarak, doğacak olan çocuğun cinsiyeti buna göre anlaşılmaya çalışılmaktadır. (4)

Doğum süresinin de doğacak olan çocuğun kız veya erkek olmasına bağlı olarak, kız çocuğun dokuz ay sekiz gün; erkek çocuğun ise dokuz ay on beş gün sonra doğacağına inanılmaktadır. Kaynak kişi bu durumu kadınlar için kullanılan (eksik etek) terimi ile açıklamıştır.

İstenmeyen Doğumlar
-Kaynak kişi ağır bir eşyayı (tekne) kaldırarak düşük yapmıştır.
– Eskiden ebegümeci kökü, tavuk teleği rahime sokularak düşük yapılmaya çalışılırmış. Bu nedenle ölümler olmuş. (5)

Doğum Sırası
“Bin bir ağrı olacak da, birinde doğacak.” denilerek yalancı sancı tarif edilmektedir.

Doğumun kolay geçmesi amacıyla rahime zeytinyağı sürülür. Ayrıca hamile kadın odada dolaştırılır. (6) Ağrıların sıklaşması ile doğumun yaklaştığı anlaşılır. Eskiden hamile kadın oturma pozisyonuna getirilerek ebe önde iken, kadının arkasına başka bir kadın geçer ve hamile kadının göğsünün altından kollarıyla sıkmaya başlar. Çocuğun başı görününce dışarı alınırdı. Günümüzde yatar pozisyonda doğum yaptırılmakla birlikte ebe, oturarak doğumun daha kolay olduğunu belirtmektedir. Buna neden olarak oturarak doğumda çocuğun kendiliğinden dışarı çıktığı, yatarak doğumda ise çocuğun çıkmasının beklendiği gerekçe gösterilmiştir.

Doğumdan önce suyun gelmesi, yerel olarak “İlki patlıyor.” olarak tarif edilmektedir. İlkin patlamasıyla birlikte çocuğun başı görünmektedir. İlkin önceden patlaması durumunda, çocuğun ilki olmadan da doğduğu olmaktadır. Doğan çocuktan ses gelmemesi durumunda “Bungun doğuyor.” denilerek çocuğun ağzına üflenir veya üzerine soğuk su serpilir, göbeği sıvazlanır. Bu durumda göbek kesilmez ve çocuğun canlanması beklenir. Eşin durumuna göre göbek eşten önce veya sonra jiletle kesilmektedir. Göbek kesilmeden önce dualar eşliğinde “Adını belle yavrum.” denilerek çocuğun adı söylenir. Göbek kesilip, bağlandıktan sonra ileride kokmaması amacıyla çocuğun vücuduna tuzlu su sürülür. Eskiden kadının ve çocuğun altına ısıtılmış toprak konurken, günümüzde bu uygulama kalkmıştır.

Doğumun hemen ardından erkek çocuk doğduğunda annesine cinsiyeti söylenirken, genellikle büyük hayal kırıklığına ve üzüntüye sebep olduğundan çocuğun kız olduğu annesine söylenmemekte ve çocuk doğar doğmaz annesinin görmemesi amacıyla örtülmektedir. (7)

Doğumun ardından kadına un veya nişasta, su ve şeker karışımının pişirilmesi ile yapılan (Palize) yedirilir. İki, üç gün yatırılır. Kırk gün kanamalı olacağı gerekçesiyle iş yaptırılmaz. (8)

Sonuç

“…Kadınlar, tarihin uzun bir dönemi boyunca içinde yaşadıkları topluluğun hekimleri, şifa vericileri olmuşlardır… Özellikle doğum olayları uzun zaman kadınların denetiminde olmuştur…” Köy ebelerinin çoğu, “…annesi ebe olduğu kendisi de meraklı olduğu için ebelik yapan veya komşularına yardım etmek zorunda kaldıkları için ebelik yapmış kişilerdir…” (Cingöz)

“…Kültürün her konusunda yaşanan değişim ele almış olduğumuz konuda da gözlenmektedir. Önceleri imkân bulunamadığı için tamamen geleneksel uygulamalara başvuran kadınların günümüzde ya tamamen modern tıp imkânlarını kullandıkları ya da hem modern hem geleneksel usullerden birlikte yararlandıkları gözlenmiştir. Modern tedavi uygulamaları yaygınlaştığı ölçüde geleneksel tedavi usulleri işlerliğini kaybetmektedir. …” (Cingöz)

Yukarıdaki ifadelerle paralellik gösteren Karacaören Kasabasındaki doğum gelenekleri ve köy ebesinin uygulamalarında genel olarak aralarında sempatik bir bağ olduğuna inanılan objelerle ilgili olarak ortaya çıkan başta sempatik büyüsel olmak üzere, diğer büyüsel işlemler önemli bir rol oynamaktadır.

Gerçekleşmesi istenen bir durumun taklit edilmesi (Taklit Büyüsü) veya bir objede var olduğuna inanılan güçten o obje ile temas ederek (Temas Büyüsü) yararlanılmaya çalışılması şeklinde karşımıza çıkan sempatik büyüsel işlemler, konumuzla ilgili olarak evlilikle çocuk arasında kurulan ilişkide başlamaktadır:

Gelinin kucağına verilen çocukta sembolleştirilen gelinin bir an önce çocuk sahibi olmasına yönelik talep, bir bakıma gelinin kendi çocuğunu kucağına alarak, söz konusu olayın taklit edilmesine yönelik bir taklit büyüsü olmasının yanında; aynı zamanda gelinin çocukla temas etmesinden kaynaklanan bir temas büyüsünü de içermektedir.

Benzer durum, bir çocuğun gelin yatağının üzerinde yuvarlanması uygulamasında da görülmekte ve yine sempatik büyünün taklit ve temas ilkeleri işletilmeye çalışılmaktadır.

Belli bir süre içinde çocuğun olmaması durumunda kadına yönelik gerçekleştirilen uygulamalar genel olarak fiziki müdahale veya bir bakıma ilaç kullanımı şeklinde olsa da, örneğimizde yer alan baharat ve bal karışımı ile hazırlanan terkipte, baharatın yedi çeşit olması, bu kez belli sayılarda var olduğuna inanılan güçten yararlanmaya yönelik sayı büyüsünü gündeme getirmektedir.

Çocuk talebine yönelik olarak Anadolu’da gerçekleştirilen en yaygın uygulama olan eren/evliya mezarlarını ziyaret etme örneğimizde de yer almaktadır. Bu uygulamanın temelini de, ziyaret edilen yerde yatan ve kutsallaştırılan kişide var olduğuna inanılan güçten bir şekilde temas ederek yararlanmaya yönelik sempatik büyünün temas ilkesi oluşturmaktadır.
Hamile kadının karşılaşabileceği kişiler ve hayvanlarla, doğacak olan çocuğu arasında kurulan sempatik ilişki, kadının mümkün olduğu kadar bu kişi veya hayvanlarla karşılaşmasını önlemeye yönelik kaçınmaları, dolayısıyla pasif büyüsel pratikleri gündeme getirmektedir.

Toplumda kız çocuğun arka plana atılarak, erkek çocuğa verilen önem, daha çocuk doğmadan önce başlamakta ve kız çocukla, “eksik etek” arasında kurulan bağlantı, geleneksel düşüncede kız çocukların doğum sürelerinin, erkek çocuklardan daha kısa olmalarına yol açmaktadır. Benzer durum, kız çocuk doğduğunda bu durumun anneye söylenilmesinden çekinilmesi ile de karşımıza çıkmaktadır.

Konunun diğer bir boyutu, geleneksel tıp ile özdeşleşen köy ebeliği ile modern tıpla özdeşleşen ebeliğin çatışmasıdır. Örneğimizde olduğu gibi yargı, genellikle bu gibi durumlarda halkın geleneksel tutum ve ihtiyaçlarını da göz önüne alarak bir denge kurmaya çalışmaktadır. (9)

Dipnotlar
1-Kadının karnı kasıklarından yukarı çekilerek bezle sarılır. (Antalya) (Nahya)
-Kadının karnı yumurta ile ovularak yukarı çekilir ve bezle sarılır. (Söğüt) (Nahya)
2-İçinde birkaç çeşit toz baharat bulunan kaynamış su içilir. (Mersin) (Acıpayamlı)
-Birkaç çeşit toz baharat balla karıştırılarak sabah, akşam yenir. (Mersin) (Acıpayamlı)
-Karabiber ve et tahtası kazıntısı karışımından oluşan hap yutulur. (Eskişehir) (Acıpayamlı)
-Yeni doğum yapmış kadının üzerine baharat serpilmiş eşi üzerine oturulur. (Sinop) (Acıpayamlı)
-Tarçın, karanfil, hindistan cevizi kabuğu, karabiber, anason, zencefil ile kuyruk yağı karışımı rahime sokulur. (Eskişehir) (Acıpayamlı)
-Kertenkele, karabiberle dövülerek bele sarılır. (Balıkesir) (Acıpayamlı)
-“Anasonun bir başka özelliği de meyvasının ve bu meyvalarda bulunan uçucu yağın anetol adı verilen bir bileşik içermesidir. Anetolün iki molekülünün birleşmesiyle dianetol oluşur ki bu madde yapı olarak stilbesterole benzer ve hormon etkisi gösterir. Bu özellik köylü tarafından fark edilmiştir ve anason mayvası uzun zamandan beri koyunların yemine katılarak kuzulamayı artırmak amacıyla kullanılmaktadır.” (Tanker)
3-Gebe kadın çirkin çocuk doğurmamak için çirkin insanlara bakmaz. (Gaziantep) (Acıpayamlı)
-Gebe kadın kıllı çocuk doğurmak korkusuyla ayıya bakmaz. (Bolu) (Acıpayamlı)
4-Kız çocuğun dört ay (Isparta), dört ay on gün (Balıkesir), dört buçuk ay (Zile, Ordu), dört, beş ayda (İstanbul); erkek çocuğun kırk gün (Zile), üç ay (İstanbul, Isparta), üç ay on gün (Balıkesir), üç buçuk ayda (Ordu) canlandığına inanılmaktadır. (Acıpayamlı)
5 -Kaynamış ebegümeci suyuna batırılan şiş veya tavuk tüyü rahime sokulur. (Eskişehir) (Acıpayamlı)
-Tavuk teleği, şiş batırılarak çocuk parçalanır. (Van) (Nahya)
-Ebegümeci kökünün kabuğu soyulur, kök yıkanır ve içeri sokulur. (Van) (Nahya)
-Rahime çuvaldız, şiş, ebegümeci kökü, çıra batırılır. (Antalya) (Nahya)
-“Memleketimizin kırsal bölgelerinde taze ebegümeci dalı çocuk düşürücü olarak kullanılmaktadır. Yaprakları alınmış olan taze dal rahim içine sokulur. Ebegümeci dalı yumuşak lifli olduğundan rahmi delmez. Meydana gelen mekanik etki ve oluşan enfeksiyon nedeniyle gebelik önlenebilir. Özel bir etkisi bulunmamaktadır…Kış aylarında ihtiyaç olduğunda taze ebegümeci dalı bulmak olanağı olmadığı düşünülerek ebegümeci dallarını tuzlu suda muhafaza eden şahıslar bile vardır. Enfeksiyonu önlemek için kullanmadan önce taze dal kaynar suya veya alkole batırılmalıdır. Ebegümeci dalının rahme konması ile meydana gelen infeksiyon bazen kullanan şahsın hayatını tehlikeye sokacak bir nitelik kazanır. Bu nedenle ebegümeci dalı ile çocuk düşürmeye teşebbüs edilmemesi tavsiye edilir.” (Baytop)
6-Sancılanan gebe odada gezdirilir. (Sinop, İstanbul, Gaziantep, Mersin, Eskişehir, Ankara, Sivas, Adana) (Acıpayamlı)
7 -“Umumiyetle kız doğumu iyi karşılanmaz. İkinci doğumda oğlan beklenir. Bu sefer de kız olursa üzüntü büyük olur. Anne aile içindeki itibarını kaybeder…Bir söylentiye bakılacak olursa, kız çocuk doğduğu vakit kiremit ve saçaklar ağlarmış. (Safranbolu, İstanbul, Manisa, Bursa, Sivas, Tokat) (Acıpayamlı)
8-“Lohusanın ilk yediği şey, komşularının getirdiği bal, şeker, kuymak, bulamaç, peluze ve mumyadır. Lohusa kırkı çıkıncaya kadar bir şey pişirmemelidir. “ (Isparta, Bolu, Mersin, Balıkesir, Manisa, Bursa, Şarki Karaağaç, Ankara, Eskişehir, Kahramanmaraş, İstanbul, Adana) (Acıpayamlı)
9 1990 yılında Adana’da gerçekleştirilen bir araştırma sırasında görüşülen, hastalarını evinin yanında bulunan ve hastane olarak nitelediği bir binada yatırıp tedavi etmeye çalışan Server Kale (Gelin Garı) de yargıyla karşı karşıya gelmiş ancak herhangi bir ceza almamıştır. (Santur, Eroğlu)

Bilgi
Bu çalışma, 25-29 Ekim 2018 tarihleri arasında Tıp Etiği, Tıp Hukuku ve Tıp Tarihi Derneğinin; Afyon Kocatepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi ve Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi ile Afyonkarahisar’da ortaklaşa düzenlediği “2. Uluslar arası Türk Tıp Tarihi Kongresi” nde sözlü bildiri olarak sunulmuştur.

Kongrenin ardından 29 Ekim 2018 tarihinde derlemenin gerçekleştirildiği Karacaören Kasabasına gidilerek, kaynak kişinin oğlu İrfan Tuncer (62 yaşında, Karacaören doğumlu, ilkokul mezunu, evli, inşaat ustası.) ile kısa bir görüşme yapılmıştır. Bu görüşme sırasında Şadiye Tuncer’in 2002 yılında yörede meydana gelen depremden büyük ölçüde etkilendiği ve ardından da vefat ettiği öğrenilmiştir.

Fotoğraflar, söz konusu ziyaret sırasında Şadiye Tuncer’in tek ve iki oğlu (Beyaz montlu olan kişi İrfan Tuncer) ve kızı ile birlikte çektirdiği iki pozitif fotoğraftan Alparslan Santur tarafından çekimi yapılan kopyalardır.

Kaynaklar
-Acıpayamlı, O.: Türkiye’de Doğumla İlgili Adet ve İnanmaların Etnolojik Etüdü, Sevinç Matb., Ankara 1974, 156 S.

-Baytop, T.: Türkiye’de Bitkiler İle Tedavi, Tayf Ofset, İstanbul 1999, 480 S.

-Kültür Bakanlığı MİFAD Halk Kültürü İhtisas Arşivi, B2000.0174 (Ses Bantı)

-Nahya, Z.: Van’ın Bazı Köylerinde Halk Hekimliği Açısından Çocuğa Kalma ve Çocuk Düşürme İle İlgili Uygulamalar, Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri (23-25 Kasım 1988, Ankara), Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1989, 185-190. S.

-Örnek, S. V.: Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla İlgili Batıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnolojik Tetkiki, DTCF Basımevi, Ankara 1981, 135 S.

-Santur, A.-Eroğlu, T.: Halk Sağaltıcılığında Yeni Bir Kavram “Halk Hastanesi”, I. Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları Sempozyumu Bildirileri II (22-23 Aralık 1994, Ankara), byy., HAGEM Yayınları: 227, Ankara 1996, 220-226. S.

-Santur, M. C.: Yozgat’ın Bazı Köylerinde Çocuğa Kalma, Düşüğü Önleme ve İstenmeyen Çocuğu Düşürmeye Yönelik Halk Hekimliği Uygulamalarının Değerlendirilmesi, I. Lokman Hekim Tıp Tarihi ve Folklorik Tıp Günleri Bildiri Özetleri, (20-22 Mayıs 1999, Adana), Adana 1999, 30. S.

-Tanker, N.: Baharatın Halk İlacı Olarak Kullanılışı ve Farmakognozi Açısından Değerlendirilmesi, Türk Halk Hekimliği Sempozyumu Bildirileri (23-25 Kasım 1988, Ankara), Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara 1989, 245-251. S.

-Türkdoğan, O.: Kültür ve Sağlık-Hastalık Sistemi, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1991, 177 S.

(Visited 32 times, 1 visits today)